İçeriğe geç

Californication Dizi İncelemesi

Yazdığı kitapla büyük üne kavuşan Hank , sonrasında iş kariyeri için New York’tan Los Angeles’a taşınır . Bunun büyük bir hata olduğunu düşünen Hank , New York a dönmek istediğini ve LA’den nefret ettiğini sevgilisine sık sık söyler . Yoksa eski sevgilisi mi demeliydim . Yaşadıkları sorunlardan sonra uzun bi süre ayrı kalıyorlar . Eğlenmeyi iyi bilen Hank alkol , uyuşturucu ve kadınlara veriyor bu sırada kendini . Tabi bir yandan eski sevgilisi Karen’ın peşini bırakamıyor . Her fırsatta sevdiğine ulaşmaya çalışan Hank , genelde 13 yaşındaki kızı Rebecca’nın bahanesiyle sürekli Karen’ı geri kazanmaya çalışıyor .

Yazdığı kitap “GOD HATES US ALL” gerçek hayatta satışa sunulmuş şekilde . Türkçe çevirisini Hande Beyazıt’ın yaptığı kitabı “Tanrı Hepimizden Nefret Ediyor” ismiyle D&R  ve başka yerlerde bulabilirsiniz .

Dizinin Karakterleri:

Hank Moody: Biraz ahlaksız bir karakter diyebiliriz aslında . Tek gecelik ilişkiler , alkol ve uyuşturucu kullanımıyla hayatın düzenli tarafıyla pek alakası yok Hank’in . Bunların yanı sıra içinde hep iyi bir baba ve Karen’a yakışacak birisi olmak için çabalasada her fırsatta eli ayağına dolaşıyor . Şanssız . Çocuksu karakteri ve ciddiyetsizliği ile “Büyük bedende küçük çocuk” desek yanlış olmaz . Eğlenmeyi biliyor oluşunun yanı sıra başarılı bir yazar olan Hank , değindiği gerçekçi ve cesur noktalar ile , Charles Bukowski edası taşıyor adeta . Ayrıca bir Rock tutkunu olan Hank , her eserinin bitişinde ritüel haline getirdiği “Viski , Ot ve Warren Zeron” dediği olayı gerçekleştiriyor.

Karen Van der Beek: Karen ara sıra yaptığı saçmalıklarla sinirlerimizi bozabilen , başarılı bir mimar . Güzel ve bir o kadar dengesiz karakterimiz erkeklerin ilgisini üzerine çekmeden duramıyor . Hank’in her şeye rağmen aşık olduğu bu kadın , ayrıca onun ilham perisi . Zamanında Hank için sevgilisini bırakan Karen’in kaderi , minik kızlarının doğumuyla Hank ile sonsuz bir kesişime giriyor . Ayrıldıktan sonra tek görüşme sebeplerini Rebecca olarak belirtse de Karen da hiç bir zaman Hank’ten vazgeçemiyor . Hank’in rezilliklerini her gördüğünde ondan dahada nefret ediyor olsada , içten içe onun canının yanmasına ve kendini o hallere sokmasına dayanamıyor . Birbirlerinden ne kadar uzaklaşırlarsa o kadar yakınlaşıyorlar .

Rebecca Moody: Annesi ve babasının yaşadığı sorunlardan etkilenen Rebecca hayatla erken yaşta tanışmak zorunda kalıyor. Babasından daha olgun ve soğukkanlı oluşu bu karaktere ilginç ve keyifli bir hava katıyor . Soğukkanlı tutumunun arkasında , ailesinin olduğu halden olumsuz etkilenen Rebecca babasının rezilliklerini görmekten ve annesinin babasına tutumundan sıkılmış bir halde . Gitar çalmayı hobi edinmiş genç Rock’n Roll’cu kızımız zaman zaman sokakta , zaman zaman bir grup ile barlarda çalıp yeteneğini sunuyor bize . Dizi boyunca bu karakterin ergenliğe girip ne kadar değiştiğini görebiliyoruz .

Charlie Runkle: Los Angeles’ta iyi bir kariyer yapmış Charlie , Hank’in en iyi dostu ve menajeri . Zaman zaman menajerlik hayatında çok iyi seviyelere geldiğini görsekte işleri mahvetmekte üstüne yok . Cinsel hayatının farklılığı bu karakteri dizinin diğer insanlarından farklı kılıyor oluşunun yanı sıra , bu sebepten başına gelmeyen belada kalmıyor . Ağlak bir çocuk gibi davranan Charlie’nin değişik hareketleri ve farklı mizahı dizinin her bölümünde bizi güldürmeyi başarıyor .

Marcy Runkle: Uyuşturucuya olan zaafına zaman zaman karşı koyamayıp , olayların kötü hallere girdiğini gördüğümüz Marcy , cinsel espiriler üzerine 1 numara . Anlık çıkışmaları ve dengesiz tavırları ile bu dizinin en ilginç karakterlerinden birisi yapıyor onu . Küstah bir kişiliğe sahip olan Marcy’nin , konuşurken değişik ses tonlarına girmesi ve yüzünün aldığı şekiller onu bazen komik bazen sinir bozucu kılıyor .

Hank’in mektubu:

Sevgili Karen,

Eğer bunları okuyorsan, bir şekilde postalama cesareti buldum demektir. Aferin bana. Beni pek tanımıyorsun ama, anlamaya başladın. Yazı yazmanın benim için ne kadar zor olduğuna dair konuşup durmaya meyilliyimdir. Ama bu, bugüne dek yazdığım en zor şey. Bunu söylemenin kolay bir yolu yok. Öylece söylüyorum o yüzden:

Birisiyle tanıştım. Kazara oldu. Arandığımı söyleyemem. Hazırlıksızdım. Kusursuz bir fırtınaya tutulmuş gibiydim. O bir şey söyledi, sonra ben başka bir şey. Ardından, bildiğim tek şey, hayatımın kalanını bu konuşmanın tam ortasında geçirmek istediğimdi. Geriye içimi yakan o his kaldı. Beklediğim kişi o olabilir. Kaçığın teki olduğunu söyleyebilirim. Bir şekilde gülümsetiyor beni. Fena halde nevrotik. Dikkat isteyen harika bir uğraş gibi.

O, sensin Karen. Bu iyi haber. Kötü haber ise, seninle ve korkudan altıma ettiren tüm bu meselelerle tam şu anda, nasıl bir arada olabilirim, bilmiyor oluşum. Çünkü, hemen şimdi seninle olmazsam hayatın içinde bir yerlerde kaybolup gideceğimizi hissediyorum.

Dönüşlerle, kıvrımlarla dolu kocaman kötü bir dünya bu. Ve insanlar bazı anları yok sayarak, ıskalayarak geçiştirmenin yolunu bulmuşlar. Ama bazı anlar her şeyi değiştirebilir.

Aramızda neler oluyor, bilmiyorum. Üstelik sana, benim gibilere neden yok yere bel bağlaman gerektiğine dair söyleyecek bir şeyim de yok. Ama kahretsin, öyle güzel kokuyorsun ki, “yuva” gibi. Ve harika kahve yapıyorsun. Bunlar ele avuca gelir nedenler, değil mi?

Tarih:İncelemeler

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir